1 1379

Nusret  Ada Vapurundan El Sallamayalı 100 Yıl Oldu
Boşlukta sallanan bir İstanbul sabahı ada vapurundan el sallıyor İkbal Hanım ile Aziz Bey’in oğlu Nusret. Tarih 20 Aralık 1915.
Neslihan CELBİŞER

images (1)Nusret Komşu kadının götürdüğü tuluata öykünerek yazmaya başlar. Babasıyla arasında üç yüz yıllık bir fark oluğunu söylemesine rağmen şiirlerini babasının ismiyle yazar oğul Aziz. İlk romanını Davutpaşa Ortaokulu birinci sınıfında yazar. Yazdığı romanı da yine babasına okur:“Yazdığım bölümleri her akşam babama okurdum. Romanın kumar gibi zararlı, hiç değilse yararsız ve zaman öldürücü bir şey olduğuna inanmış olan babam, kendisine okuduğum bölümleri dinlerken ağlardı.” der bir anısında. Yine Davutpaşa Ortaokulu’ndayken her cuma, Şehzadebaşı’ndaki Millet Tiyatrosu’na ya da Ferah Tiyatrosu’na gider. Millet Tiyatrosu’nun açtığı yarışma ile yazarlığa ilk adımını atar. Yarışmaya İbiş’e benzer bir oyunla katılır.

Savaşmayı hiç sevmemesine rağmen askeri okula girmiştir. Sürekli savaşı sorgular. Genç bir şair ve yazar adayı olarak mezun olur. Yazın yaşamına, askerken, “Vedia Nesin” takma adıyla “Yedigün” dergisine yazdığı aşk şiirleriyle başlar. Asteğmen rütbesiyle orduya katılır. 1941’den başlayarak II. Dünya Savaşı yıllarında iki yıl Trakya’da çadırlı ordugâhta görev yapar. 1942’de Erzurum Müstahkem Mevkii İstihkam Taburu Bölük Komutanlığı’na atanır ve bir bomba kazasında yaralanır. Erzincan’da depremde yıkılmış bir cephaneliğin boşaltılmasıyla görevlendirilir. 1944’te Ankara’da Harp Okulu’nda açılan ilk tank kursuna katılır. Aynı yıl Zonguldak’ta uçaksavar top mevzileri yaptırmakla da görevlendirildikten sonra üsteğmen rütbesindeyken “görev ve yetkisini kötüye kullandığı” suçlamasıyla askerlikten uzaklaştırılır.
27611Askerlikten uzaklaştırılmasının ardından bir süre bakkallık, muhasiplik gibi işler yaptıktan sonra 1945 yılında Sedat Simavi’nin çıkardığı “Yedigün” dergisine girer; daha sonra Karagöz gazetesinde de yapacağı gibi redaktörlük ve yazarlık yapar. Aynı yıllarda profesyonel olarak oyun yazarlığı yapar ve Tan Gazetesi”nde köşe yazarlığına başlar. 4 Aralık 1946’da bir grup üniversite gencinin Tan gazetesini yakması üzerine, sekiz sayı süren, “Cumartesi” adlı haftalık magazin dergisini çıkarmaya girişir. Bu dergi denemesi de sonlanınca, Vatan Gazetesi”nde çalışmaya başlar. Aynı yıl, ilk bağımsız yapıtı olan “Parti Kurmak” ve “Parti Vurmak” adlı 16 sayfalık broşürü de yayınlar.

1946’da Sabahattin Ali ile birlikte Markopaşa mizah gazetesini çıkarır ve büyük ses getirir. “Markopaşa”  yasağa ve yokluğa rağmen memleketin en çok satılan ve aranan dergisi olur, ikinci yılında. Türk gülmece edebiyatının çağdaşlaşma dönemi, Aziz Nesin’in Sabahattin Ali ile birlikte çıkardıkları  “Markopaşa” dergisiyle başlar.Sol eleştirinin Türkiye’de gerçek anlamda toplumsallaşma kanadı olur “Markopaşa”. Yasaklandıktan sonra “Malum Paşa” “Merhum Paşa” , “7,8 Paşa” “Ali Baba” “Hür Marko Paşa” gibi isimlerle sürdürülmeye çalışılır. Nitekim yeni adlarla sürdürmeye çalıştıkları “Marko Paşa” ekolünün hararetle eleştirdiği Amerikan yardımının Türkiye üzerindeki emellerine değindiği henüz yayınlanmamış olan “Nereye Gidiyoruz?” adlı yazısı nedeniyle; 12 Ağustos 1947’de on ay ağır hapis ve üç ay on gün de Bursa’da “emniyet-i umumiye nezareti” altında bulundurulma cezasına çarptırılır Nusret.

I0001604711948’de İkinci kitabı  “Azizname”yi  çıkarır. Taşlamalardan oluşan bu kitap için İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılır. Dört ay tutuklu olarak süren dava sonunda mahkûmiyet almaz; ancak 1949 yılında İngiltere Prensesi II. Elizabeth İran Şahı Rıza Pehlevi Mısır Kralı I. Faruk birlikte Ankara’daki elçilikleri aracılığıyla Türkiye Dışişleri Bakanlığı’na resmen başvurarak, bir yazısında kendilerini aşağıladığı iddiasıyla aleyhine dava açınca altı ay hapse mahkûm edilir.

Hapishaneden çıktıktan sonra kimse ona iş vermez. 1952’de İstanbul’da  Levent’te bir dükkân kiralar ve “Oluş Kitabevi“ni açar; Levent sakinlerine gazete dağıtma işini sürdürmekle beraber, iki küçük çocuğunun geçimini sağlayamayınca, 1953’de Beyoğlu’nda bir ortağıyla “Paradi Fotoğraf Stüdyosu”‘nu kurar. 1954’te “Akbaba” dergisinde takma adlarla tanesi on liradan haftada 3 öykü yazar. Bu öykülerle Mizah yarışmasına katılır, iki kez üst üste birinci olur. Zira edebiyat hayatı boyunca iki yüze yakın takma ad kullanır. Bunlardan bazıları: Oya Ateş, Vedia Nesin, Kasım Kahkah, Kerim Kihkih, Levazımcı Kazım, Sıtkı Sırılsıklam, Şakir Şıkırşıkır, İzzet İzinde, Hakkı Haklar ve Bedri Birdirbir’dir.

1955’de 6-7 Eylül faciası olarak tarihimize geçen İstanbul’daki azınlıkların ev ve dükkânlarının korkunç yıkımına suçlu aranmaya başlanır. Demokrat Parti iktidarı olayların bir “kömünist komplosu” olduğunu öne sürerek, aralarında Aziz Nesin’in de olduğu, sol görüşe yakın yüze yakın kişiyi tutuklatır. Aziz Nesin hiçbir gerekçe olmaksızın dokuz ay cezaevinde yatar.

“Dolmuş”, (1955); “Yeni Gazete” (1957),” Akşam” (1958), “Tanin” (1960), “Günaydın” (1969), “Aydınlık” (1993) gibi dergi ve gazetelerde yayımlanan gülmece öyküleri, röportajlar ve fıkralarla Çağdaş Türk Edebiyatı’nın tanınmış ve en verimli kalemlerinden biri haline gelir. Çünkü Aziz halkı tanır, onların yoksulluklarını bilir, onları anlatır, halk da onu sever. Çocukluğunu anlattığı bir yerde şöyle der: “Adada zenginler otururdu ama biz de adada otururduk.”   Müthiş bir gözlem yeteneğine ve zekaya sahip olması onun halkı tanımasına yardımcı olur.

i1956’da Kemal Tahir ile birlikte “Düşün Yayınevi”ni kurar. 1958’de Dolmuş -Karikatür dergisi ile birleşerek 1963’e dek yayıncılığı tek başına sürdürür. Bir yandan da Yeni Gazete, Akşam ve Tanin’de günlük köşe yazıları yazar. 1962’de 42 sayı yaşayacak olan “Zübük” adlı mizah dergisini çıkarır. Mizah onun haksızlığa karşı kullandığı silahıdır.
1956 yılında İtalya’da (Bordighera’da) yapılan ve 22 ülkenin katıldığı Uluslararası Gülmece Yarışması’nda ilk ödül olan “Altın Palmiye”yi “Kazan Töreni” adlı öyküsüyle kazanır. Ertesi yıl aynı ödülü “Fil Hamdi” adlı öyküsüyle ikinci kez kazanır. İlk ödülünü 1960 yılında devlet hazinesine bağışlar. Düşün Yayınevi’nin Şubat 1963’te yanması üzerine, yazarlığı tek uğraş edinir. İlk kez 1965 yılında -ancak elli yaşındayken bu hakkı elde edebilmiştir- bir pasaport alır. Berlin ve Weimar’daki “Anti Faşist Yazarlar Toplantısı“na davetli olarak katılır. Altı ay süren bu ilk yurtdışı gezisinde, Polonya, Sovyetler Birliği, Romanya ve Bulgaristan’a gider. Nesin, 1966’da Bulgaristan’da yapılan uluslararası gülmece yarışmasında birincilik ödülü olan “Altın Kirpi”yi “Vatani Vazife” adlı öyküsüyle kazanır. 1968’de Milliyet Gazetesi’nin açtığı Karagöz Oyunu Yarışması’nda “Üç Karagöz” oyunuyla birincilik ödülünü alır.1969’da Moskova’da yapılan uluslararası gülmece yarışmasında “İnsanlar Uyanıyor” adlı öyküsüyle “Krokodil” birincilik ödülü, 1970’de de Türk Dil Kurumu’nun oyun ödülünü “Çiçu” adlı oyunuyla kazanır.

Nesin’in edebiyatçı kimliği hep göz ardı edilir. Yurt dışında onlarca ödül alan eserleri yetmiş dile çevrilen Nesin Türkiye’de ödül alamaz, antolojilere seçilemez. Varlık her yıl çıkardığı yıllıklarına bir kez bile Aziz Nesin’in öyküsünü almaz. Aziz’i edebiyatçı saymazlar, yok sayarlar. Aziz de yayınevini kurunca yıllığını kendi başına çıkarır. İktidar her fırsatta onu karalamaya çalışır, ama Aziz’in halkı tanıdığı kadar halk da onu tanır, okurlarında hiç bir azalma olmaz. Eserlerindeki toplumsal gerçekçi yaklaşımı, yergisel gülmece öğeleriyle süslü anlatımı Türk edebiyatında çağdaş gülmece sanatının öncüsü sayılır.

Eşi Meral Çelen’in önerisiyle 1972’de Nesin Vakfı‘nı kurar. Vakıfta, her yıl belirli sayıda alınan kimsesiz ve yoksul çocukların bakım ve eğitimlerini üstlenir. Kitaplarının tüm gelirini vakfa bırakır.

indir

1976-1980 arasında her yılın edebiyat ürünlerinden seçmelerin bulunduğu Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığı’nı çıkarır. 1974’de Asya-Afrika Yazarlar Birliği’nin Lotus ödülünü kazanan Nesin, 1975 Lotus ödülünü almak için Filipinler’in başkenti Manila’da yapılan törene katılır. 1976’da Bulgaristan’da Gabrovo kentinde düzenlenen gülmece kitabı uluslararası yarışmasında birinciliği elde ederek “Hitar Petar” ödülünü kazanır. 1977’de “Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı” seçilen Nesin, bu göreve uzun yıllar devam eder. 1978’de “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz” adlı romanıyla “Madaralı Roman Ödülü”nü kazanırken, 1982’de Vietnam’daki “Asya-Afrika Yazarlar Birliği” toplantısından dönüşte Moskova’da kalp hastalığından hastaneye kaldırılan Nesin, “Kalp Hastalıkları Araştırma Merkezi”nde bir ay kalarak tedavi görür. 1983’te Amerika Birleşik Devletleri’nde Indiana Üniversitesi’nin düzenlediği uluslararası toplantıya çağrılan Nesin, pasaportu 12 Eylül idaresince geri alındığı için bu toplantıya katılamaz.

20 Aralık 1984’te Şan Sinema Salonu’nda 70. doğum günü töreni yapılır. 1985’te İngiltere’de “PEN Kulüp Onur Üyeliği”ne seçilir ve TÜYAP’ın düzenlediği “Halkın Seçtiği Yılın Yazarı” ödülünü kazanır. Nesin, 1989’da “Demokrasi Kurultayı“nın toplanmasında etkin görev aldı ve oluşturulan “Demokrasi İzleme Komitesi”nin iki başkanından biri olur. Aynı yıl, Sovyet Çocuk Fonu’nun ilk kez verilen “Tolstoy Altın Madalyası”na değer görülür.

Nesin, 2 Temmuz 1993’de Pir Sultan Abdal etkinliklerine katılmak üzere Sivas’a gider. 37 kişinin yaşamını yitirdiği Madımak Oteli katliamından sağ kurtulur fakat söyleşi ve imza günü için gittiği Çeşme Alaçatı’da, (Sivas Katliamı’nın 2. yıldönümünden 3 gün sonra) 5 Temmuz’u 6 Temmuz’a bağlayan gece sabaha karşı geçirdiği kalp kriziyle hayatını kaybeder. 7 Temmuz 1995’de vasiyeti gereği hiç bir tören yapılmaksızın ve yeri belli olmayacak şekilde Çatalca’daki Nesin Vakfı’nın bahçesine gömülür:

Bırak olmasın mezar taşımız, bir okul bahçesine gömsünler bizi çocuklar koşsun üzerimizde..”
Aziz Nesin

Nusret ada vapurundan el sallamayalı 100 yıl oldu. Özlemle anıyoruz.

 

 

 

1 yorum

Yorum Yazınız