0 656
yesim_cimcoz

Yeşim CİMCOZ

Ne zordur “Neden yazıyorsunuz?” sorusuna yanıt vermek. Sanki yazmak insanın elinde olan, karar vererek yaptığı bir şeymiş gibi sorulur bu soru. Yazanların boş bakışlarıyla karşılanır. Biz, yazanlar bu soruya farklı farklı yanıtlar veririz: “Anlatacaklarım var” veya “seviyorum” deriz. Belki “iyi geliyor” deriz. Aslında açıklayamayız neden yazdığımızı.

Yaşam karmaşık, dağınık ve düzensizdir. Anidir yaşananlar. Darbeler alırız ve anlamsızlaşır anlam verdiğimiz bir çok şey. Kontrolün bizde olmadığını anlarız. Birisi ölür, bir kaza olur, aldatılırız, kayıplar yaşarız ve parça parça dağılmaya başlarız. Yaşadığımız her darbe bizde iz bırakır. Her iz geride bıraktığımız parçalarımızın hikayelerini anlatır.  Giden her parçamızın boşluğuna bir tohum atarız. Onlar büyür… Hikaye olurlar.

Ben yazmayınca mutsuz oluyorum. Bu öyle sebepsiz, dağınık ve anlamsız bir mutsuzluk ki tanımlaması bile zor. İlk hissettiğim huzursuzluk oluyor. Hiç bir işe başlayamıyor, başlasam bitiremiyor, elimi attığım hiç bir şeyi keyif alacak kadar sevemiyorum. Öfkem artıyor, dilim keskinleşiyor, etrafıma saldırmaya başlıyorum. Doğum yaklaştıkça dolanan kadınlar gibi salınıyorum.

Çok önceleri tohumu atılmış, benim bile bilmediğim o hikayenin içimde büyüdüğünü, artık içime sığamayacağını anlıyor, sadece çıkması için sabırla beklemem gerektiğini biliyorum. Yine de huzursuzum. Kalemi kağıdı alıp başlamak istesem de doğmuyor içimdeki çocuk.

Kimse saçımı okşasın,  her şey yoluna girecek demesin, herkes beni kendi halime bıraksın istiyorum.  Rahim ağızının açılması gibi santim santim zorluyor içimdeki hikaye. Ikınıyorum, ittirmeye çalışıyorum. Kendime bir kahve yapıyor, derin nefesler alıp, müzik dinliyorum. Bir kitabın içinde kaybolmaya çalışıp tek bir cümlede takılıp kalıyorum bir süreliğine.

Hazır olduğunda, yine tek bir satırla geliyor, belki de yıllardır biriktirdiğim, içimde büyüttüğüm o hikaye. Dökülüveriyor kağıda. Biraz buruşuk, ağlayarak çıkıyor kalemimden. Bazen yırtarak, genelde zorlayarak geliyor dünyaya. Tam, ama oturmamış. Henüz nefes almayı öğrenecek, beslenmeye ihtiyacı olacak, bakılmaya, yontulmaya, yavaş yavaş şekil almaya ihtiyacı olan bir hikaye olarak doğuyor.

Ben de tüm yorgun anneler gibi birden sakinleşiyorum. Kafamın içindeki sesler susuyor, bedenim rahatlıyor, öfkelerim kolonya gibi uçuyor… Bir sonraki doğuma kadar. İşte ben bu yüzden yazıyorum.

Benzer Makaleler

0 652

0 466

Yorum Yok

Yorum Yazınız