Sonsuz ufuktan âh o ne coşkun gelişti o!
Birden nasıl toparlanarak kükremişti o!
Yelken, vapur ne varsa kaçışmış limanlara,
Yalnız onundu koskoca meydan ve manzara!

Yahya Kemal Beyatlı

O güzelim mavi sularla oynaşın. Annenizin karnında gibi, güvenle salının çıtı pıtı dalgalarda. Ama bu, sizi kuşatan nedir, haberiniz var mı? Nalları tunçtan altın yeleli atlarla, sır dolu derinliklerden çıkıp gelecek olan, denizin efendisi, kimdir, bileniniz var mı?

Reyhan Yıldırım

Biraz Yunan, Biraz Roma Mitolojisi:

Deniz Tanrısı Poseidon ve/ya Neptün

 

Poseidon, Yunan Mitolojisi’nde deniz tanrısıdır. Zeus ve Hades’le kardeştir. Bu üç büyük Olympos Tanrısı, Kronos ve Rhea’nın oğullarıdır.

Baba Kronos’un adı, zaman anlamına gelen ‘khronos’ sözcüğünden gelmektedir. Elinde bir tırpan taşır. Kronos, Uranos ve Gaia’nın son oğlu olarak doğar.  Titanlar soyundandır. Kronos, doğan her çocuğunu yutan zalim babası Uranos’u erkeklikten yoksun etmekle birinci kuşak tanrıların egemenliğine son verip ikinci kuşağı başlatır. Efsanelerde bir zaman yolcusu olduğu iddiası da dolaşır.

Bütün bunlar, Hesiodos’un Thegonia’sında anlatılmaktadır. Homeros destanlarında da adı geçer.

Hikayeye göre Kronos’un  babası Uranos’u saf dışı bırakması, tanrı kuşakları arasında yaşanan çekişmenin ilk aşamasıdır. Tanrıların tarihçesinde sonraki aşama Zeus’un Kronos’la mücadelesiyle başlatılır. Bundan sonra, düş sahnesinde, Poseidon’un da içinde olduğu ikinci kuşak tanrıların saltanatı oynanır.

Poseidon, sanat yapıtlarında orta yaşın üzerinde, dağınık dalgalı saçları ve kıvırcık gür sakalları olan heybetli bir adam olarak tasvir edilir. Elinde yabayı anımsatan üç dişli bir asa taşır. Yunus balığı, at ve boğayla birlikte yorumlandığı yapıtlar da bulunmaktadır.

Deniz yollarını, denizlerle girişen kara parçalarını, denizlerde esecek rüzgârları ve rüzgârların gemicilere sunacağı kolaylık ya da zorlukları Poseidon belirler. Teknelerin kayalara çarpıp parçalanmasına, boğazların açılıp kapanmasına o karar verir. Ada-karaların belirip kaybolmasından, depremlerden ve depremlerin ardı sıra gelen tüm felaketlerden sorumludur. Öfkelendiğinde yabasını yere vurur, yıkım başlatır. Bu yüzden mitolojideki tanımlarından bir diğeri de “Yerleri Titreten”dir. Tahmin edebileceğiniz gibi, sık sık, özellikle de deniz yolculuklarına çıkmadan önce Poseidon’a kurbanlar sunmak, yakarmak, onun gönlünü hoş tutmak hem adettendir hem de zorunludur.

Garip ama Poseidon aynı zamanda atların tanrısı olarak da çıkar karşımıza. Deniz Tanrısı ve ‘Yerleri Titreten’ den başka ‘Seyis’ veya ‘At Terbiyecisi’ isimleriyle de çağrılır. İnsanlara atları nasıl kontrol edebileceklerini öğretir. Kanatlı at Pegasus; konuşabilen, insan ayaklı ve fakat yine kanatlı, uçan at Arion, yani bir takım at türevleri onun oğulları arasındadır. Belki de bu yüzden denize açılacak gemiciler kendisine at kurban ederler. Kurban töreni suda boğma yoluyla yapılır.

Poseidon’u atlarla ilişkilendiren efsanelerden birine göre, Demeter, kısrak şekline dönüşerek bir at sürüsü içinde gizlenir. Doğal olarak o da aygır kılığına girecek ve Demeter’i ele geçirecektir. İşte Arion bu birleşmeden doğmuştur.

Neptün

Poseidon, Roma Mitolojisi’nde karşımıza Neptün olarak çıkar. Neptün Amphitrite ile evlidir. Amphitrite, Nereus’un kızıdır.  Nereus, Yunan Mitlerinde ‘Denizler İhtiyarı’ olarak anılan Nereus Pontos (Deniz)[1] ve Gaia (Toprak)’nın oğludur.  Annesi ise, Okeanus’un[2] kızı Doris’dir.

Amphitrite, aslında ‘Nereid’dir. Mitolojiye göre Nereidler, denizin dibindeki gümüş mağaralarında yaşayan birbirinden güzel elli kız kardeştirler. Dalgaların sembolü olarak benimsenirler.  Neptün sarayındayken onun oğlu Triton[3]’la oynaşır, Neptün (Poseidon)  saraydan ayrıldığında daima ona eşlik ederler. Su üstünde ya da altında ihtiyacı olan herkese yardıma koşmaktır görevleri. Örneğin, tehlikeli geçitlerde denizcilere rehberlik etmek gibi… Bu kızların ay ışığını seyretmek, dinlenmek için kayalara çıktıklarına, dinlendikten sonra ya da insanlar tarafında görüldüklerinde zarif hareketlerle suya kayıp anında gözden yittiklerine inanılır. Suyun derinliklerine aittir, Nereidler.[4] Genellikle çift gezerler. Sanat yapıtlarında yunuslar, ejderler, hippokampiler[5] gibi değişik deniz canlılarına binerken gösterilirler. En tanınanlarından biri olan Amphitrite, bizim anlayabileceğimiz şekliyle denizkızı, peri, düşsel bir yaratıktır ve Amphitrite, literatürde ‘Deniz Dibi Tanrıçası’ olarak geçer.

Olympos Tanrıları ve Eski-Yeni Kuşak Tanrısal Deniz Yaratıkları

Titanlar Savaşı sonrasında üç kudretli kardeş Zeus, Poseidon ve Hades,  dünya krallığını gökler, denizler, yeraltı şeklinde paylaşırlar. Fakat denizlerde Poseidon’dan başkaları da vardır; Homeros’un, “deniz ihtiyarı” diye çağırdığı, Hesiodos’un Pontos ile Gaia’nın en büyük oğlu, tüm deniz perilerinin (Nereidlerin) babası Nereus Pontos olarak tanıttığı tanrısal varlık gibi.  Rivayetlere göre şekil değiştirebilmekte, denizin tekinsiz yanını temsil etmektedir.

Phorcys, yine Gaia ile Pontos’un çocuklarındandır. Kendi kardeşi Keto ile evlenerek birçok çocuk sahibi olmuştur. Denizlerin gizli tehlikesi olarak anılan ilk dönem deniz yaratıklarındandır ve Gorgoların doğumu onun marifetidir.

Gorgo, Yunanca “korkunç, berbat” demektir. Yunan mitolojisine göre Gorgo(n)lar dişi canavarlardır. Üç kız kardeştirler; Medusa, Euryale ve Stheno. Saçları onlarca zehirli yılandan oluşur ve iri dişleriyle fevkalade ürkütücüdürler. Medusa’nın ona bakanları taşa çevirmek gibi bir özelliği de bulunur. Uzun süre berbat bir şekilde tasvir edilirler. 5. Yüzyıldan itibaren sanatçılar, onlara  korkunçluğun yanı sıra güzelliği de bahşederler: korkunç ve güzel! Korkunç güzel değil. Böyle bir şey yok J

Glaukos (veya Glaucus), ölümlü bir balıkçıdır aslında. Büyülü bir ot yer ve hemen ardından deniz tanrısı olarak kutsanır. Bakır yeşili saçları, balık kuyruğu şeklinde alt gövdesi vardır. Mavi derili bir balık-adam olarak tasvir edilir. Daha Argo inşa edilirken ekibe dâhil olup daha sonra da dümenci olarak Argonotlar’a eşlik ettiği de söylentiler arasındadır. Glaukos’un her yıl, deniz canavarları eşliğinde Yunanistan’ın tüm kıyılarını ve adalarını ziyaret ettiğine inanılır. Çeşitli kehanetlerde bulunan Glaukos özellikle balıkçılardan ve denizcilerden büyük saygı görmüştür. Şairlerin favorisi olması ve pek çok aşk hikâyesine konu edilmesi de cabası. Onun Poseidon’un bir başka görünümü olması da mümkün sanki.

Poseidon, Ege Denizi, Eğriboz açıkları

Yunanistan’ın Girit’ten sonraki en büyük adası, uzun ve dar olan denizatı biçimindeki Eğriboz adasıdır. Ada, günde yedi kez yönünü değiştiren hızlı akıntıları ile büyük bir muammadır. Wiki’ye göre adada, normalde Akdeniz ve Ege’de görülmeyen yüksekliklerde gelgit olayları meydana gelir. Antik Yunan filozofu Aristo’nun Büyük İskender’in ölümünden hemen sonra adaya yerleşerek bu ilginç doğa olayını anlamaya çalıştığı anlatılır. Aristo, uzun uzun gözlemler yapmakla kalmamış, ne olacak diye bakmak üzere kendisini defalarca akıntıya fırlatmıştır.

İşte Homeros, Posseidon’un, Eğriboz açıklarında, harikulade mercan kayaları ve değerli taşlarla deniz dibinde inşa edilmiş muazzam bir sarayda yaşamakta olduğunu yazmıştır.  Odysseia’ya göre Poseidon’a altın yeleli, tunç toynaklı atları eşlik eder. Vergilius ise atların çektiği bir savaş arabasını ve Poseidon yola çıktığında denizin nasıl çarşaf gibi olup her türlü direnci ortadan kaldırdığını anlatır. O süzülüp giderken deniz canavarları, Poseidon’un etrafında neşeyle oynaşır. Denizlerin efendisi! Her şekilde.

Poseidon, tam bir baş belası!

Büyük bir tragedya yazarının bana ilettiği bilgilere göre (! J ) Poseidon ile Apollon Truva’nın imarı için epey uğraşmışlar. Fakat devrin Kralı, bu emeğe saygı duymamış. Dahası onları Truva’dan kovarak yalnız kendi başına değil, halkının başına da büyük işler açmış.

Kuşkusuz Poseidon, kibri ve dönekliği hoş karşılamayacaktı. Kuşkusuz krala duyduğu öfkeyi ondan ve Truvalılar’dan en sert şekilde intikam alarak yatıştıracaktı.

Başlangıç olarak Truva’ya deniz canavarları yollamış. Denizin altını üstüne getirmiş. Truva Savaşında Yunanlılardan taraf olup, büyük bir deprem eşliğinde meydana inerek onlarla birlikte savaşmış.

Roma’nın kuruluşu ve ilk dönemleri hakkında çok zengin efsanevi anlatılar mevcuttur. Bu imparatorluğun başlangıcı, Truva’ya ve bir anlamda da Poseidon’a dayanır. Söylencelere bakılırsa Roma’nın kurucusu Aeneis (Aeneas), Aphrodite’in oğludur. Ayrıca Truva kahramanlarından biridir ve imparator Augustus’un da atası kabul edilir.  Yenilgiyle sonuçlanan Truva savaşının ardından halkının hiçbir baskı altında kalmadan doğallıkla seçimi sonucu liderliği kazanır.  Latin şairi Vergilius, Truva düştükten sonra şehirden kaçıp yeni bir yurt arayan Truvalılara önderlik ettiğini bildirir. Antandros(Altınoluk)’dan denize açılan Truvalıların başına o geçmiştir.  Ne var ki yıllar sürecek bir mücadele olacaktır, bu. Poseidon’un rüzgârları, canavarları, türlü çeşit engelleri onları olmadık yerlere, en sonunda Kartaca’ya dek sürükleyecektir. Kartaca Kraliçesi Dido’nun misafiri ve büyük bir aşkla bağlandığı yiğit bir savaşçı olan Aeneis ordan ayrılıp Orta İtalya’da karaya çıkana kadar hikaye gelişir de gelişir. Aeneis, Truva’daki Palladium adıyla bilinen heykeli beraberinde kaçırıp, kurulacak olan Roma kentinin bulunduğu yere dikmiş, büyük bir kahraman sayılmış, bildiğimiz Roma’yı da torunları Romulus ve Remus kurmuştur. Neyse ki hikâyenin sonu mutludur.

Su Tanrıçası Thetis, Nam-ı Diğer ‘Gümüş Ayaklı’

Aslında onu tanıyorsunuz: Thetis Yunan mitolojisindeki büyük savaşçı Aşil’in annesidir.  Su tanrıçası olarak bilinir. Daha önceki yazımızda geçen, Hera’nın hışmına uğrayan oğul Hephaistos’u bulup büyüten de odur.

O da bir Nereid’dir.

Thetis öyle kusursuz bir güzelliğe sahipmiş ki hem Zeus hem Poseidon onunla birlikte olmak istemişler. Fakat bir Titan kahin, Thetis’in doğacak çocuğunun babasından çok daha üstün olacağını haber verdiği için vazgeçmişler. Bunun üzerine Thetis bir ölümlüyle, kral olan Peleus’la evlendirilmiş.

Efsaneye göre Thetis, Truva savaşında Yunanlıların tarafını tutar. Oğlu Truva savaşına gitmesin diye çok uğraşır. Çünkü oğlu Aşil bir ölümlüdür ve kehanete göre bu savaş onun sonu olacaktır. Fakat oğul annesini dinlemez. Donna Rosenberg, Dünya Mitolojisi’nde bu durumu şöyle özetler: “Thetis, oğlunu Truva savaşına gitmekten alıkoymak için önce ona geleceğini söylemiş. Truva savaşına giderse dönemeyeceğini, ama büyük bir ün kazanacağını; burada savaşa gitmezse ailesiyle birlikte mutlu olarak uzun yıllar yaşayacağını ona bildirmiş. Savaşta Aşil, Agamemnon tarafından aşağılanınca, annesine yakarır. Annesi de Zeus’a yalvararak, Aşil savaşa dönene kadar, Truva’nın düşmeyeceği sözünü alır. Aşil’in silahlarını ve zırhını taşıyan arkadaşı Patroklos öldürülünce, Aşil’in ünlü silahları ve zırhı Patroklos’u öldüren Hektor tarafından alıkonulur. Bunun üzerine Thetis, topal Hephaistos’tan yeni bir zırh ve silah istemiştir. Bu yeni zırhla Aşil Hektor’u öldürmüştür.”

Aşil’in ölümsüz olması, babası ölümlü olduğundan olanaksızdır. Buna rağmen annesi onu bebekken gizlice ateşe koymuştur. Fakat Peleus uyanmış, karısını yakalamış, iş yarım kalmıştır. (Hikayenin bir diğer versiyonunda Thetis oğlunu Styx Irmağına götürmüş, Aşil’i topuğundan tutarak kutsal suya batırmıştır. Ancak tuttuğu yere su değmediğinden Aşil o noktadan zayıf kalmıştır.)  Thetis öyle öfkelenmiştir ki kocasını terk edip denizlerdeki evine dönmüştür. Agamemnon, Menelaos ve Odysseus Aşil’e Helena’nın kaçırılışını anlatıp Aşil’i askerlerini Truva’ya getireceği konusunda ikna edene kadar gerçek bir tehlike yaşanmamış, hatta Aşil annesinin kendisini bıraktığı dost bir sarayda kız gibi yetiştirilmiştir. Truva onun sonunu hazırlayacaktır. Apollon’un yardımıyla Paris, topuğuna bir ok atar ve Aşil’i öldürür.

  • Poseidon : Deniz Tanrısı
  • Thetis : Deniz Tanrıçası
  • Amphitrite : Deniz Dibi Tanrıçası
  • Okeanos : Bütün Irmakların Babası Sayılan Tanrı
  • Asopos : Irmak Tanrısı
  • Aigina : Irmak Tanrısının Kızı
  • Fons : Kaynaklar Tanrıçası

Meraklısı için listeyi genişletebiliriz (Kaynak: Wikipedia):

Yunan Tatlı Su Tanrıları

Tanrılar

Sorumlulukları

Achelous, Acheloos Nehir (Ana)
Acheron, Alpheus Nehir (Mutsuzluk)
Arethusa Kaynak ve Çeşmeler
Alpheus Nehir
Asterion Nehir
Eridanus Nehir
Lethe Yeraltı Suları (peri)
Naiads, Naiades Tatlı su perileri (göller, nehirler, kaynaklar ve çeşmeler
Peneios, Peneius, Peneus Teselya nehri
Styx Yeraltı suları(tanrıça)

 



[1] Pontos, denizin mitolojideki kişileşmiş halidir. Deniz Tanrısı değildir. Pontos, tuzlu sudur.

[2] Okeanos da ne deniz ne okyanus, aslında bir nehirdir. Dünyayı tümüyle kat ettiğine inanılır.  Pontos, tuzlu sudur. Okeanos ise  nehirler, pınarlar, göller, kuyular, yeraltı suları, hatta gökteki yağmur bulutları gibi tüm tatlı su mecralarını besleyen su kaynağı olarak kabul edilir. Yunan mitolojisine göre dünya düzdür. Örneğin güneş Okeanos’un bir ucundan doğup diğer ucuna batar.

[3] Triton, Neptün’ün bir uydusu. Japon bilim adamı, ünlü Astrofizikçi Fukuhita Neptün’de değil ama Triton’da hayatın olabileceği iddia ediyor. Çünkü araştırmalar Triton’da bir okyanusun bulunduğu kanıtlamış durumda. Su hayat anlamına geldiğinden Triton’a yollanacak keşif aracının hazırlıklarına da  başlanmış bile.

[4] Siyah figürlü Yunan vazolarında (Antik Yunan sanatı), Achilles’in Aşil’in ölüm yatağının etrafında yas elbiseleriyle resmedilirler. Daha sonraki sanat akımlarında da deniz canlıları ile resmedilirler.

[5] Hipokampus medial temporal lobda yer alan, hafıza ve yön bulmada önemli rolü olan bölgedir. Bir gri cevher tabakası olup, lateral ventrikülün alt boynuz tabanı boyunca uzanır. Filogenetik olarak en eski beyin kısımlarındandır. (Başın iki yanında ve iki tanedir – RY’nin notu.) Hipokampus, hareketlerin davranış biçimine dönüşmesinde önemli role sahip bulunan limbik sistemde rol alır. Ayrıca hafıza ve özellikle de kısa süreli hafıza üzerinde rolü vardır. Uzaysal yön bulmada da etkilidir. Beynin hafıza ve yön bulma ile ilgili bu bölgesine şekil olarak deniz atına benzediği için yunanca deniz atı anlamına gelen hippocampus (Yunanca: ιππος, hippos = at, καμπος, kampos = deniz) adı verilmiştir. Alzheimer hastalığında hipokampus beyinde ilk etkilenen yerlerden biri olur. Bu nedenle hafıza bozuklukları ve dezorientasyon erken belirtilerdir. Oksijen yetmezliği, medial temporal lob epilepsisi ve ensefalit de hipokampus hasarına yol açabilir. (Wikipedia)

1 yorum

Yorum Yazınız