0 653
Mandala

Silvia ÇİZMECİYAN ARSEBÜK

Bütün kültürlerde, bütün zamanlarda, insanlar için kendini ifade etmede “daire” figürü anlamlı bir şekil olmuş. İşte kişinin kendi içini daire içinde ifade etmesini adına “Mandala” diyoruz.

Mandala çizmek, hayat dediğimiz döngüde, kendimizi keşfetmemize, bilinçaltımızla buluşmamıza, her birimizin biricikliğine/ eşsizliğine ve bireyselliğine ışık tutan ve bizim iç huzurumuzu yükselten çok değerli bir araç olduğuna inanıyorum.

Son zamanlarda çoğumuz huzursuzuz. Hayat zor, koşullar zor, geçinmek zor, insanlar zor. Korkuyoruz. Korkularımız hayal kurmamıza izin vermiyor. Yaşadıklarımız gerçeğimiz olmaya başlıyor ki bunların illa bizim yaşadıklarımız olması da gerekmiyor. Duyduklarımız, gördüklerimiz de, gelecek hayallerimizi sabote ediyor. Ya benim başıma gelirse diye korkularımız çok ön planda. Oysa çoğumuz biliyoruz ki hayal kurmak geleceği planlamanın ilk adımı, belki de en önemli adımı. Tabii ki bu “ İçim! hadi iyileş” demekle olmuyor. Ya da sihirli bir değneğimiz yok ki bizi toparlasın.

Kendimizi ancak kendimiz, düzeltebiliriz. Zihnimizde vıdı vıdı konuşan sesi susturmak da bunun ilk adımı. Bazen zihnimizi karşımıza alıp konuşmak gerek. Yeter artık sus, sıra bende, seni dinlemek istemiyorum demek gerek. Benim hayatımda işte tam da bu anda Mandala devreye girdi.

Mandala çizmeye başladığımda, zihnim susuyor ve farkına varmadan benim seçtiğim düşünceler önüme geliyor. O sırada, bazen halledemediğim bir konunun yol haritasını çiziyorum, bazen kendi kendimle konuşmaya başlıyorum, bazen de her şeyden uzaklaşıp hayaller kurmaya başlıyorum. Bunları yaparken didaktik zihnim devrede değil, elim ve ben akıştayız. Her çizdiğim çizgi, her seçtiğim renk ben’im ve benim. Bilinçaltımın resmini çiziyorum, belki de o “an”ın hikayesini resimliyorum. Çizdikçe, renklendirdikçe ferahlıyorum ve bittiğinde derin bir oh çekiyorum. Mandalamı karşıma alıp baktığımda o beni içine çekiyor, ben onun içine giriyorum. İşte tılsım o sırada devreye giriyor ve döngü başlıyor. Aktardığım enerjinin bana dönmesine izin verdiğimde ise iç huzurum yükselmeye başlıyor. Kısaca Mandala çizmek, beni kendimle baş başa bırakıyor. Hele bir de çizdiklerimi yorumlarsam ve yazıya dökersem tadından yenmiyor.

Gelin hep birlikte düşümüzde, dünyayı dolaşalım;

Önce Anadolu’nun bir köyüne gidelim, genç çobanımız koyunlarını otlatıyor, ne iş yaparım diye düşünemeden baba mesleğini devralmış, kimbilir… Akşam olunca Mehmet, bahçesinde oturup, gökyüzündeki girdabı andıran yıldızlar kümesine bakıyor, yıldızlar onu içine çekiyor, düşünüyor, düşünceleri zihninde resimler oluşturuyor ve başlıyor hayal kurmaya… Şimdi Avustralya’da 1 yaşına henüz basmış, tombiş parmaklarının arasına kalemi sıkıştırmış Luis’in yanındayız. Çok eğleniyor, kahkahalarını duyuyor musunuz? Kağıdın üzerini karalamayla meşgul kendisi, neler mi çiziyor? Annesi öylesine çizgilerle sayfayı doldurduğunu düşünse de aslında yaklaşık 9 aylık sürede bildiklerini aktarıyor düzensiz yuvarlaklarla…

Şimdi Avrupa’ya geçelim, Fransa’da orta yaşlı Mösyö Piyer’in, her sabah bir saat yürüyüş yaptıktan sonra, evinin köşesindeki pastahaneden kuruvasan aldığını düşlüyoruz. Ama artık yaşlandı ağrıları başladı ve kendini yorgun hissediyor. Ona en iyi gelen şimdilerde omuz ve kol hareketleri, omuzlarını önce kulaklarına doğru çekip yuvarlak hareketler ettirmek, arkasından başını kendi ekseni etrafında çeviriyor, iyi geliyor, rahatlatıyor.

Yolumuz Uzakdoğu’da bir Budist rahip okulunda. Her sabah Buda heykelinin etrafında dönerlerken seyrediyoruz onları. Veeee Arizona’ya uzanıyoruz. Navajo yerlileri Kızılderili atalarından kalan kabilesinde hasta birini iyileştirmek için, önce yuvarlak bir alan yaratıp, hastayı içine oturtuyorlar, şifalandırma çalışmaları için çember önemli.

Gençliğimize gidelim… Kamp kurmuşluğunuz var mı? Keyif yapmak için, ateş yakıp etrafında çember olmuş, oturmanın keyfini yaşamadıysanız da duymuşsunuzdur birilerinden.

Eski zamanlarda ilk yapıların yuvarlak olduğu da dikkat çekici değil mi?

Benzer Makaleler

0 656

0 466

Yorum Yok

Yorum Yazınız