İki haftalık sinema serüveni; 34. İstanbul Film Festivali 19 Nisan pazar günü sona erdi. Pek çok iyi filmin seyirciyle buluştuğu, yönetmen söyleşilerinin, sinema atölyelerinin gerçekleştirildiği festivale Bakur filminin gösterimine izin verilmemesiyle başlayan sansür süreci damgasını vurdu.

Metin ÇALIŞKAN 

Her yıl sabırsızlıkla beklediğim İstanbul Film Festivali izlediğim filmler açısından bu yıl da doyurucuydu. Festivalde izlediğim ilk film Eric Lartigau’nun yönettiği Hayatımın Şarkısı (La Famille Belier) ailesinin konuşabilen ve duyabilen tek üyesi Paula’nın annesi, babası ve kardeşiyle dış dünya arasında iletişim kurmasına odaklanırken bir kendini keşfetme hikâyesi de anlatıyor. Müzikle iç içe geçen Hayatımın Şarkısı oldukça keyifli sahneler de barındıran samimi bir aile filmi.

Howard Hawks imzalı Derin Uyku (The Big Sleep) Raymond Chandler’ın ilk romanından uyarlanan ve senaryo ekibinde William Faulkner’ın da bulunduğu, Humprey Bogart klasik bir kara film. Böyle bir filmi, Bogart’la Lauren Bacall’ı perdede izlemek harika bir deneyimdi. 34. İstanbul Film Festivali’nin Dünya Festivallerinden bölümünde gösterilen Güeros’sa benim açımdan festivalin sürprizi ve en beğendiğim filmlerinden biri oldu. Hızlı, hınzır, kendini fazla ciddiye almayan, yan hikâyeleri iyi kurulmuş, hareketli kameranın filmin geneline yayıldığı, arka planı politik unsurlarla doldurulmuş, Yeni Dalga akımına göndermelerle süslenmiş bu ilk film ilerleyen zamanlarda filmin yönetmeni Alanso Ruiz Palacios’un adını sıkça duyacağımız anlamına gelebilir.

Henry Fool, Fay Grim filmlerinin devamı niteliğindeki Hal Hartley filmi Ned Rifle’ın ufak bir hayâl kırıklığı yarattığını söyleyebilirim. Belki de bir üçlemenin son halkası olduğundandır film kısa süresiyle karakterlerine yeterince odaklanmamıza izin vermiyor yine de Hal Hartley filmlerini karakteristiğini yansıtan müzikler, tuhaf diyaloglar filmi izlenilebilir kılıyor.

Festivalde izlediğim bir diğer klasik Sinematek’in ellinci yılı anısına gösterilen, Onat Kutlar’ın çok sevdiği Luchino Visconti filmi Leopar (Il Gattopardo) oldu. Burt Lancester, Alain Delon, Claudia Cardinale gibi yıldız isimlerden oluşan oyuncu kadrosuyla Leopar İtalya’da değişmeye başlayan politik koşulları, aristokrat sınıfın güç kaybetmesini ve kurulmaya çalışılan yeni düzende herkesin tarafını belli etmeye başlamasını anlatan Leopar büyük sahneler barındıran, son bölümlerindeki balo sekansıyla hayranlık uyandıran ihtişamlı bir film.

Nima Javidi’nin yönettiği çoğunluğu tek mekânda geçen mütevazı İran filmi Melbourne özellikle senaryosuyla dikkat çekiyor. Ana karakterlerini büyük bir problemle karşı karşıya getirerek onları tanımamızı sağlayan, ilişkilerinin ne kadar dayanıklı olduğunu, birbirlerine ne kadar güvendiklerini öğrenmemize imkan tanıyan Melbourne ritim konusunda sıkıntılar yaşasa da gerilimli atmosferini etkili kullanıyor.

Wim Wenders, Juliano Ribeiro Salgado ikilisinin birlikte yönettiği belgesel Toprağın Tuzu (The Salt of Earth) hem dünyanın çığlığını hem de umudunu fotoğraflayan Sebastião Salgado’nun yolculuklarına eşlik etmemizi sağlıyor. Salgado’yu tanımak, onun dünya algısını, sanatını, hayatını deneyimlemek çarpıcı.

Vuk Rsumovic’in ilk filmi Sahipsiz Çocuk (Nicije Dete) anlattığı trajik hikâyeyi sömürmeyen, arka planına Bosna savaşını yerleştiren, medeniyet – doğa ikilemini de sorgulayan özenli bir sinema olayı.

Ernesto Daranas Serrano’nun kotardığı Hal ve Gidiş (Behavior) filmiyse bir Küba anlatısı. Küba’daki şartlara, eğitim sistemine odaklanan filmde büyük sorumluluklar yüklenen Chala’yla, Chala’nın öğretmeni Carmela arasındaki ilişkiyi görmek iyi hissettiriyor. Filmin biraz dağınık bir anlatıma sahip olduğunu da belirtmek mümkün. 34. İstanbul Film Festivali’nin son günü izlediğimiz Ryan Gosling imzalı Kayıp Nehir (Lost River) David Lynch, Dario Argento gibi Gosling’in hayranlık beslediği yönetmenlere göndermelerle dolu olsa da hiç bir karakterinin duygu dünyasına giremediğimiz vasat bir denemeden öteye gidemiyor. Atmosferi dışında çabuk unutulan filmler arasına girebilir.
bakur-filmi-12042015-660x330Buraya kadar gayet güzel ama ne yazık ki sadece filmlerin, kitapların nasıl olduğundan, nasıl daha iyi olabileceğinden bahsedeceğimiz günlerden uzaktayız. Sansür bir gölge gibi hem sanat üreticilerinin hem de izleyicilerin, okurların ensesinde. Film festivalleri ki, özgür gösterim alanlarının en önde geleni olması gerekir. Geçtiğimiz Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yaşananlar malum. Bu sefer de 34. İstanbul Film Festivali’ne sansürün gölgesi düştü. Ertuğrul Mavioğlu’nun yönettiği Bakur belgeselinin gösterimi “kayıt tescil belgesi” olmadığı gerekçesiyle iptal edildi. Yaşanan süreçte festival tarafı durumun Kültür Bakanlığı’ndan kaynaklandığını ve Sinema Genel Müdürlüğü’nden kendilerine kayıt tescil belgesi olmayan filmlerin gösterimi yapılırsa yaptırım uygulanacağına dair bir yazı aldıklarını belirtti. Kültür Bakanlığı da kayıt tescil belgesiyle alakalı genel hatırlatma yazısı dışında ikinci bir yazının gönderilmediğini açıkladı. Bakur belgeselinin yönetmeni Ertuğrul Mavioğlu, “Bakur, pazar günü gösterilecekti. Cumartesi günü 16.00’da telefon ettiler. İKSV ile toplantı yaptık. Bakanlıktan telefon alındığını, Ağrı olayları patlak verince meselenin alevlendiğini söylediler” dedi. Yani durumun ideolojik olduğunun altını çizdi. Sansür olayının tepki olarak yirmi iki filmin festivalden çekilmesi de durumun tartışılması gereken başka bir boyutu. Sansürün ne olduğuna, açıktan veya gizliden sanatın maruz kaldığı sansür olaylarının hangi amaçlarla yapıldığına dair uzun uzun yazabilecek bilgi birikime sahip olmasam da, özgür yaratımın alanı olan sanatta sansür mekanizmalarının daima otoritelerin, iktidarların yanında durduğunu söylemek sanırım yanlış olmaz. Sanata getirilen sansürün de ifade özgürlüğünü hiçe saydığı aşikar. Önümüzdeki günlerin ne getireceği bilinmez ama tüm sanatçıların sansür karşısında birlikte durması gerek. Söylenecek sözlerimizi yavaş yavaş kısaltıyorlar ta ki hiç sözümüz kalmayana kadar devam edecekler. Evet, ne yapılabiliri düşünmek için geç değil ama hızla eyleme dönüştürülecek fikirlere ihtiyaç var.

Benzer Makaleler

0 741

1 yorum

Yorum Yazınız